Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun sorularını yanıtladı.

PROF. DR. HASAN HERKEN: “UMUDUMUZ GENÇLER, BÜYÜKLER BÜYÜKLÜĞÜNÜN GEREĞİNİ YAPMIYORLAR.”

 

ÖFG TV YouTube kanalında Prof. Dr. Hasan Herken seçim sonrası toplumda oluşan ruh hali ve medyaya yansıyan intiharlara ilişkin Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sorularını yanıtladı.

 

“20 YIL GERİYE GİTSEK 50 YIL İLERİ GİTMİŞ OLACAĞIZ”

  Uzun süredir siyasi gelişmelerin odağındaki bir toplumuz. Seçim sonrası muhalif grup önemli bir şok, üzüntü yaşadı ve ardından insanlar bunu kabullenememe, itiraz etme, gibi ruh hallerine bürünmeye başladı. Bazı genç arkadaşlarımızın intihar haberlerini duyduk. Bu tabloya bir psikiyatrist olarak sizin yorumunuz nedir?

 

Bu bir seçim fakat sonuçları itibariyle hayat meselesi gibi algılandı, öyle sunuldu. Cumhuriyet kurulduğundan bu zamana Türkiye şimdiye kadar 30’a yakın seçim yaşamıştır, hiçbiri bu kadar tartışılmamıştı. Gelişmiş ülkelerin çoğundan daha fazla siyaset hayatımızın içine giriyor. Sebebi Türkiye gelişmiş ülke değil. Gelişebilecek bir ülke belki. OHAL ile zor… Son 5-10 yılda epey geriledik. Eskiden aldığımız mesafeyi de kaybettik. 20 yıl geriye gitsek 50 yıl ileri gitmiş olacağız. Gelişebilecek ülkelerin temel açmazı burada oluyor. Para devlette oluyor, gerçek katma değer üretilemiyor, iktidarlar kendi taraftarlarını nemalandırıp ‘dava’ diye bir şeyler yapıyor. Böyle bir seçim ortamında adına seçim diyorsun ama hayat meselesi gibi sunuyorsun ve bunu iktidar da muhalefette yaptı. Bir yönüyle doğruydu, bu durumdan kurtulalım dediler ama bu aşamaya taşıdığınızda toplumun her kesimi aynı etkilenmiyor. Yaşlıların, çocukların, gençlerin omuzları bu yükü kaldırabilecek kadar geniş değil. Çocuk bize bakıyor ve seçimin hayati mesele olduğuna inanıyor, seçim gitti biz bittik noktasına geliyor. Seçim gitti bitti mi dünya?  Trene atlayan çocuğun mektubunu okudum, o çocuk tam bu haletin içine girmiş, seçim bitti ben bittim mahvoldum bitirelim işi noktasına geliyor… Gerçekte bu böyle değil, bunun böyle olmadığını iktidar da muhalefette biliyor, insanları sandığa çekmek için bunu yaptılar. Biz 30 seçim daha göreceğiz. Ne kadar kötü de iyi de olsa bitecek. Ne dem ne gam bakidir der eskiler… Yer çekimi, itme kanunları var, sosyolojinin kanunlarında da her yükselenin düşeceği, her düşenin de yükseleceği mukadder. Her düşen yükselecek, en iyi devlet sistemini de kursanız idealize ettiğini peygamberler de kursa, büyük filozoflar da kursa, Sokrates’i devlet başkanlı yapsak, en iyi sistem de olsa yıkılacak. Hz. Peygamber de getirsek, mükemmel bir devlet kursa o devlet de yıkılacak arkadaşlar! O sistem de bozulacak, bu dünya ebedi değil, yapan öyle yapmamış ve burada Çinlilerin yin-yang dediği gibi, doğrusal değil döngüsel bir gidiş var… Her gün yeni fırsatıyla gelir. Sizi ötekileştiren düşmanlaştıran, seçimde biz ve ötekiler, vatanseverler ve vatan hainleri şeklinde bölmek hata. En soğuk kış, en sıcak yaz günleri geçtiği gibi bugünler de geçecek, her kazanan kaybedecek sosyolojinin kuralı bu. Cengiz 60 yaşında ölmüş 47 yaşına kadar devlet kuramamış. Ne olumsuz sürekli kötümserlik ne de iyimserliğin umudunu kabul ediyoruz ama gayreti sevk etmeyen plan içermeyen çaba içermeyen iyimserliği pasiflik olarak görüyoruz neticeye yol açan bir şey değil, bizi mahveden süreç.

 

“İNSAF SAHİBİ İNSANLAR ÇOCUKLARINI İDEOLOJİK BİR ŞEYİN İÇİNE SOKMAMALI”

 

Bir başka olay da Kayseri’de gerçekleşti. Uğradığı büyük mağduriyetlerden dolayı belki normal bir vatandaşa göre değişimi daha fazla isteyen bir KHK’lı vatandaşın çocuğu… Okulda “Baban seçimlerde kime oy verecek?” sohbeti sırasında farklı bir parti söylenmesi üzerine çocuk akran zorbalığına uğruyor. Yaşadığı stres sonucu 5. kattan aşağı atlayan 15 yaşında bir kız çocuğu N.Ç.’nin durumu da çok üzücü. Bu vakalar nasıl son bulacak?

 

Çocuklar masumdur… Köre kör, topala topal derler çünkü akli melekeleri tam oturmadığı için, olgun olmadıkları için çabuk gaza gelirler, yanlışı çok yaparlar. Türkiye’deki seçim atmosferi lanet bir sürece sürüklendi, varlık yokluk mücadelesine, vatan kurtarma mücadelesine soktu yetişkinler. Çocuklar etkilendi KHK’lılar çok daha fazla etkilendi, onlar çifte kavrulmuş. Türkiye’de çifte kavrulan kesim; Kürtler, KHK’lılar, Aleviler, azınlıklar. Bu kesim yetişkinleri mütehammil olabiliyorlar, süreçlerin geçebileceğine ikna olabiliyor fakat masum çocuklar bu kadar yükü kaldıramaz. Laf söyleyen çocuklar da kötü değil, onlar da büyüklerinin etkisi altında kalarak bunu söylüyorlar fakat aklı başında insaf sahibi insanların çocuklarını ideolojik bir şeyin içine sokmamaları lazım. Çocuklar siyasetin içine çekilmeleri yanlış.

 

“GENÇLER HATAYI TECRÜBESİZLİKTEN YAPABİLİR, YETİŞKİNLER BİLE BİLE YAPIYOR”

 

Bu tür şokları atlatmak, bu tür hastalıklar intiharlara düşmemek için vatandaşlar ne yapmalı?

 

Öncelikle bu dünyada ölmeyen kimseyi görmedik, ne demin ne gamın baki olduğunu bileceğiz. Bu sosyolojinin kuralları her düşenin yükseleceği her yükselenin düşeceğini bileceğiz. Bu dünya böyle bir dünya. Kızdığınız insanlar en büyük zalim değiller, sevdiğimiz insanlar da en kutsal insanlar değiller hangi taraftaysanız hangi partide görüşteyseniz en iyi insanlar değil hepsi. Muhataplarınız en kötü insanlar değiller, nispeten biraz az fazla olabilir ama bu toplumdaki partiler legal partilerdir. Çok basit bir kural. Hayatta her şey geçici. Önümüze fırsatlar çıkacaksa hazırlık yapmamız lazım. Eğitiminize önem verin, kavgaların geçici olduğunu bilin. Sabretmeyin öğrenin, iyi bir meslek sahibi olun, dünya insanı olun. Türkiye’nin GSMH’si Apple’a yakın, Microsoft, Google bizden daha zengin. Dünyaya açılmamız, ufkumuzu dünya yapmamız lazım, önünüz açık, bilin ki bunları yapmazsanız en uygun ortamda olsanız bile geleceğiniz karanlık. Umudumuz gençler, büyükler büyüklüğünün gereğini yapmıyorlar. Düşmanlaştırıyorlarsa, çıkarları için söylemeyecekleri yalan yoksa koltuğu bırakmamak için her şeyi yapıyorlarsa, koltuk için yalan söylüyorlarsa onlar büyük değildir. Gençler hatasını tecrübesizlik kaynaklı yapabilir, deneyimsizlik kaynaklı yapabilirler, doğaldır fakat yetişkinler bunu bile bile böyle yapınca sinirleniyoruz. İnsanın gözünün içine baka baka nasıl yalan söylüyorsunuz? Doğru olmadığını bile bile nasıl yanlış yapıyorsunuz? Haksız olduğunuzu bile bile niye ısrar ediyorsunuz diye kızmamız ondan. Kızıp da insanları öldürmüyoruz, oyumuzu veriyoruz, sosyal medyada hakkımızı savunuyoruz, demokratik mücadelemizi yapıyoruz. Demokratik mücadele şart. Aktif mücadele şart!